Burial Invocation

Merhaba Cihan... İlk albümünüz "Abiogenesis" i piyasaya sürdüğünüz için tebrikler, 2011'den bu yana gecikme neden oldu?

Grubun aktif olmadığı uzun süre için kişisel hayatımda bir geçiş dönemine girdim ve bunun sonucunda metali hayatımın odağı haline getirmeye yönelik kesin bir karar verdim. Ayrıca grubun gelmesini istediğim nokta kesinlikle 2011 dönemlerinde yeraltı metalinde iyice popüler olmaya başlayan Autopsy, Incantation, Bolt Thrower vs. etkileşimli death metal çalan “worship” gruplarından biri olmak değildi ve sadece müzik yapmak değil, yaptığım müzikle bir şeyler anlatmak istiyordum. Bunu mümkün olduğunca iyi yapabilmek için birikim yapmaya ve bir süre insanlardan uzak durmaya ihtiyacım olduğunu farkettim ve uygulamaya koyuldum. Hazır olduğumu hissetmeye başladığım zaman işi provaya dökmeye başladık ve bütün bu süreçlerin tamamlanması için bu kadar zaman geçmesi gerekti.

"Abiogenesis" i kabaca tanıtabilir misiniz? Kompozisyon ne kadar sürdü? Kayıt nasıl gerçekleşti ve kim ilgileniyordu? Parçaları kaydetmek bir zevk miydi yoksa tatmin edici bir sonuca ulaşmadan önce bazı problemlerle karşılaştınız mı?

Kabaca tanıtmak mümkün değil, albümü sözlerini okuyarak dinlemek edinilebilecek en iyi fikri verecektir. Albümde çok eskiden yazmış olduğum riffleri de kullandım, tam kayıttan önce eklediğim sololar ve gitar bölümleri de oldu, bu yüzden epey uzun bir kompozisyon sürecinden bahsedebiliriz. Kayıtlar üç farklı stüdyoda gerçekleşti, davulları İstanbul’daki Stüdyo Ayı’da, gitar & bas & vokalleri Ankara’daki Stüdyo Retro’da ve albümün kapanış parçasındaki akustik gitarları ve çelloyu yine Ankara’daki, gruba albüm kaydından sonra katılan basçımız Ozan’ın stüdyosu olan Stüdyo Deadhouse’da kaydettik. Miks ve masteringle de Cruciamentum’un gitar vokalisti Dan Lowndes ilgilendi.

Kayıt yapmak stresli bir iş, ama benim açımdan aynı zamanda çok da zevkliydi. Ufak aksilikler dışında, bahsetmeye değecek önemli bir sorunla karşılaşmadık.

Yeraltı piyasasından infial yaratacağına emin olduğumuz "Abiogenesis" sonrasında Burial Invocation cephesinde gelecek planları nedir?

Şimdilik kesinleşmiş iki tane konser var, biri Mart’ta İzmir’de ve diğeri Nisan’da İstanbul’da Molested Divinity ve Ulcerate ile birlikte. Yeni parçalar üzerinde çalışmaya başladım ve şu an en çok uğraşmak istediğim şey bu, birkaç tane de festivalde çalsak ve etraflarında ufak turlar yapsak hiç fena olmaz, ama henüz bu konuda kesinleşmiş bir şey yok.

Pek çok arkadaşım "Abiogenesis" için "yayınlanan en iyi yerli death metal albümü" ibaresini kullanıyor. (bu arada benim içinde albüm yayınlanan en iyi yerli işlerden biri) Sizin favori yerli albümleriniz neler?

Çok fazla var ama şu an aklıma ilk gelen üçünden kısaca bahsedeceğim.

Suicide & Cidesphere Spliti – Dinlediğim ilk death metal kayıtlarından biridir, o zamanlar Suicide’ı canlı izlemek ve Erkan abiden parçalarını çalmayı öğrenmek bana çok şey kattı. Suicide kısmındaki dört şarkının hepsi marş, Cidesphere’in de Interment öncesi daha brutal çaldığı dönemler ki Interment’ı çok sevsem de, burada apayrı bir tat var, keşke böyle bir albüm de kaydetselerdi. Parçaların hepsi çok akılda kalıcı. Ankara’nın kasvetli gri sokaklarını hissettiren bir split.

Cenotaph – Puked Genital Purulency : İlk dinlediğim zaman bir sene kadar kasetçalarımdan neredeyse hiç çıkmamıştı. Gitarımı geliştirmenin yanında, davulun da ne kadar müzikal çalınabileceğini farketmemi sağlayan albümlerden biridir. Çok ince ve karanlık bir mizah anlayışına da sahip. Dünya çapında eşi benzeri hala yok.

Nekropsi – Mi Kubbesi: Hani metali aşıp, “baba olay buymuş ya” diye elektronik müziğin kötüsüne saranlar olur ya, bence metalin nasıl aşılacağını bu albümden öğrenmeliler. Hem o teknik thrash altyapısı var hem de bulunduğumuz coğrafyanın müzikal özellikleri olabilecek en berrak ve güzel şekilde müziğe yedirilmiş. Başyapıt.

Parçalarınızı canlı çaldığınızda veya provalar sırasında ne düşünüyorsunuz? Kötümser bir konuya mı odaklanıyorsunuz, enerjinizi yakalama çabasına mı giriyorsunuz ya da düşüncelerinizin özgürce akmasına mı odaklıyorsunuz?

Diğer elemanları bilmiyorum ama ben kendimi belli bir şey düşünmeye zorlamam. Genel olarak konsantrasyonu bozmamaya çalışıyorum ama bazen bir seyircinin yüzünde gördüğüm bir ifade dikkatimi çekiyor ve gaza geliyorum, bazen de vokal yaparken şarkı sözlerinin hissiyatına kapılıyorum ya da “dikkat solo geliyor, sonraki riff’e geç” gibi anlık şeyler aklımdan geçiyor.

Yeraltı camiasında yeni sayılabilecek ama yayınladığı işlerle dikkat çeken bir firma Dark Descent Records. Onlarla anlaşma nasıl gerçekleşti?

EP’yi kaydettiğimiz zamanlar myspace dönemiydi. Profile bir parça koyduk ve aynı gün Dark Descent’ten CD, Me Saco Un Ojo Records’dan plak ve Skeleton Plague Records’dan kaset teklifi aldık. Dark Descent çok yeniydi ve hala basılmış bir ürünleri yoktu ama Matt ile biraz konuştuktan sonra bu işi iyi yapabilecek biri olduğunu anladım ve teklifini kabul ettim, EP’miz de böylece Dark Descent’in ilk ürünü oldu.

"Rituals Of The Grotesque" (EP), "Decomposing Serenades" (Anatomia split) ve ilk albümünüzü aynı firmadan çıkardınız. Dark Descent Records ile nasıl bir ilişki içersindesiniz?

Burada hem EP’yi hem albümü plak formatında çıkartan Me Saco Un Ojo’nun da adının geçmesi gerekiyor, o da Dark Descent ile birlikte albümün kayıt ve kapak masraflarını üstlendi ve başından beri bizimle çalışıyor.

Dark Descent albümü çıkartarak dağıtımını ve tanıtımını üstlendi, bunun dışında bahsedebileceğim bir ilişkimiz yok.

Şu anki death metal müziğin durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Her zamankinden daha güçlü mü yoksa esas olarak tür öncülerinin katkılarıyla mı güçlendiriliyor?

Bence sadece death metal değil, genel olarak metal iyi bir durumda ve hem daha yeni ve yeraltı gruplar, hem de köklü ve öncü gruplar çok iyi işler yapıyor.

Grubunuzun ölümsüz taraftarlarının önünde küçük bir kulüp konserinde çalmayı mı tercih edersiniz, ya da bazı yeni hayranlarla birlikte binlerce kişilik bir festivalde sahne almak mı?

İkisini de isteriz.

Konserlerden konu açılmışken sormadan geçemeyeceğim Peyote konseri, Heavy Stage performansı ve son Kargart konseri gibi pek çok unutulmaz konsere imza attınız. Ayin tadında bu performansların sırrı nedir? Diğer yandan Burial kadrosunun favori konseri hangisi?

Konserlere elimizden geldiğince iyi hazırlanıyoruz, tek yaptığımız şey bu aslında. O konserlerin, özellikle Peyote ve son Heavy Stage’in o kadar iyi geçmesinde seyircinin de büyük payı var, insanlar kendilerini kaptırmaya başlayınca o enerji bize de geçiyor.

Bir çok güzel konser verdik, ama bence en güzelleri ilk konserimiz olan 2010’daki Kill-Town Deathfest ve Ankara’da çaldığımız en son Heavy Stage’di.

Hayalinizdeki metal festivalinde kimlerin sahne almasını isterdiniz?

Güzel bir mekanda her tarzdan bir sürü hem eski hem yeni Türk grubunun olduğu birkaç günlük bir festival. Hani böyle Dr. Skull da toplanıp çalacak ama daha ilk kaydını yapmış Heathen Swarm gibi genç tayfa da çalacak, araya birkaç güzel yabancı grup ama ağırlıklı Türk gruplar. Hatta KES, She Past Away, Cosmic Wings gibi gruplar da çalsın ki iyice, hakkını vere vere delirelim.

Yeraltı sahnesi son zamanlarda hiç olmadığı kadar üretken; sizin favori gruplarınız kimler?

Hate Eternal ve Evoken albümleri bu sene çıkanlardan favorilerim.

Sırada klasik bir Rock Vault sorusu. Unutamadığınız bir içki anısını bizimle paylaşır mısınız?

Çok sık içki içmem ve içtiğimde de sarhoş anısı yaşayacak kadar içmem, ama bu soruyu Cenotaph’tan Batu’ya sorarsan tek röportaja sığmayacak kadar anı dinleyebilirsin.

Son sözler için sahne sizin.

Röportaj için teşekkürler, müziğimizi seviyorsanız albümümüzü alın ve konserlerimize gelin, görüşmek üzere!!

Özgür Özçınar