Ahmet Durakçı

Ahmet Durakçı

Rock Vault: Rock Vault Webzin’den kucak dolusu selamlar! Nasılsınız? Günleriniz nelerle geçiyor?

AHMET DURAKÇI : Teşekkür ederim özgür. Selamlar & sevgiler benden sizlere. Günlerim bir hayli tempolu geçiyor.. Radyo haricinde ekmeğimi kazandığım işim olsun, Pena’da son dönemde yoğunlaştırdığım konuklu katılımlar ve grup katılım hazırlıkları-organizasyonları ve bağlantıları olsun pek kaşınmasa da kafamı kaşıyacak vaktim olamıyor.

Pena ismi daha hayatta yokken radyocu olma fikri nerelere kadar dayanıyor? Bilirsiniz değişik alternatifler vardır rock müzik adına ve bunların hakkını vermek ayrı konulardır; enstrümanla ilgilenmek, sadece iyi bir müzik dinleyicisi olmayı tercih etmek, yazarlık anlamında kendini geliştirmek, organizasyonlarda yer almak, yer altı yada bilinen firmalarda çalışmak, müzik mekanlarında görev almak gibi seçenekler varken neden radyoculuk seçildi ve ön planda tutuldu?

Ben daha ortaokuldayken ve lisedeyken en yakın arkadaşlarımla radyocu olma fikrimi paylaşırdım. Belki bilirsin Kadıköy Anadolu Lisesi’nde yatılı okudum. Bizim okulun yatakhanesi ve yatılı paylaşımları layıkıyla ayrıydı, özeldi. Saat 22.00’de ışıklar söndürülür ve bizler odalarımızda nöbetçi görevliye yakalanmadan sohbet eder, ve elbette hayaller kurardık. Şimdi çok başarılı bir kaptan ve denizci olan arkadaşım Uğur Fırat’ın gelişmiş radyosu vasıtasıyla TRT radyolarından yabancı müzik yayınlarını takip etmeye çalışırdık. O zamanın ifadeleriyle “Yabancı Kaynaklı Pop Müzik” (ki TRT radyoları dışında alternatifimizde yoktu bu arada) programları ve Kalamış manzaralı yatakhanelerin hayal gücümüze çok şeyler kattığını ifade etmeliyim. Bildiklerimi, öğrendiklerimi, hissettiklerimi anlatmayı, aktarmayı daima sevdim bunu yakın arkadaşlarım bilir. Bir, Gece Radyo Programı yapacağımı da o zamanlardan kafama koymuştum ve üniversiteden sonra ilk fırsatta da gerçekleştirdim. Layıkıyla mesudum bundan dolayı.

Oldukça uzun bir süredir, hatta sizi andıran rock müzik temelli programlardan bile daha uzun bir süredir radyo programı yapıyorsunuz. Bu istikrarın özünde ne var?

Özgür bunun özünde (beylik olacak belki ama) öncelikle bu müziği çok sevmem yatıyor. Evde, işyerinde müzik açmadan dinlemeden durmak bana boşluktaymış hissi veriyor. Pena’yı taklit eden programlar oldu bende farketmiştim ya da dinleyiciler iletmişlerdi. Taklide şayan bir program olarak kabul edilmekte başarı kriteri olabilir kimilerine göre, ama açıkçası beni küçük mini minnacık toz zerreleri kadar ilgilendirmiyor zira ben işime bakıyorum. Beni bu manada ilgilendiren Pena’dır. Pena’yı hep kendi isteğime göre yaptım, stüdyonun dışındaki herhangi bir şeyden etkilenmesine elimden geldiğince müsade etmemeye çalıştım. Ben ona saygı duydum o da bana saygı gösterdi, asla ihanet etmedi.

Pena’nın her zaman vermek istediği, beyni kurcalayıcı tarzda yorumları oldu. Kimisi için çalınan müzikler anlatılanların gölgesinde bile kalıyordu. çok meşhur bir sözlük forumunda sizin için “ama çok konuşuyor bu programı sunan kişi” şeklinde şeyler görünce anladım ki sizleri dinleyenler var ve bir de sizleri anlayanlar var. çok çeşitli profillere sahip olan dinleyici kitlenize karşı güttüğünüz amaçlar neler oldu ve olacak?

Güzel soru.. Soruna uzun bir cevap vereceğim ki ilgisiz insanları baştan eleyebilelim.. Ben “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” sözüne hiçbir zaman inanmadım. Hele sanatın kıyısından köşesinden yakalamış işlerle iştigal ediyorsak ya da edenlere yer veriyorsak bu söz o platformda büyük bir safsata gibi duruyor. İnsanlar ebette müzik dinlemek isteyeceklerdir. Ama bu tür yorumları yapanlar bir miktar daha derine inmeye çalışabilirlerse sorun kalmayacaktır kıt kanaatindeyim; DJ ile Radyo Programcısının arasındaki fark araştırılır ve yorumlanabilirse beni anlayan insan sayısının artabileceğini düşünüyorum.

Radyo hayatınız boyunca karşınıza çıkan büyük engeller var oldu mu ve bu problemleri - hala var olduğunuza göre - aşmayı nasıl becerdiniz?

Radyo hayatım boyunca karşıma çıkan en büyük engel Radyo İstek’te çalışırken radyonun satılarak Türkçe Pop yayınına evrilmesi sebebiyle tüm ekip olarak işten çıkarılmamız oldu. Hakkımız olan sağlam oranlarda tazminatları almıştık o ayrı mevzu lakin Pena’nın son gecesinde yoğun hislere zerkolmuştuk tüm dinleyicilerle birlikte. Bir radyo satıldığında ya da idaresi artık rock ve benzerlerini çalmak istemeyen kararlar aldığında elinizden birşey gelmemesi son derece hüzünlü bir durum. Bununla birlikte radyodan herhangi bir kazancım yok ve doğal olarak radyo haricinde de başka bir işte çalışmak durumundayım. Cuma günü, gecesi Pena ile sabahlamak ve zaman zaman ertesi gün çalışmak durumunda kalmak bünyeye neşe zerketmiyor ama inceden cyborg’a kesince alışıyorsunuz.

İçersinde sizinde yazılarınız bulunan güzel site The Rock Bank’ın ekibine neden ve nasıl katılmıştınız? Bu alanda şimdiye kadar ifade ettikleriniz dışında yapmak istediğiniz başka planlarınız var mı?

The Rock Bank ekibine Volkan Beyde’nin teklifiyle katılmıştım. Kendisi Van’da bulunduğu yıllarda son derece iyi niyetle bir fanzin çıkartmak istediğinden bahsetmişti. Aptül olsun, Ozzy Özgür olsun, Volkan Çağlayan olsun (ve adını şu an sayamadığım önemli isimleri) bir araya getirmek istediğini ifade etti. Zarif bir amatör duruş beni kalbimden vurdu ve seve seve yazabileceğimi söyledim. Ekip iyiydi, inatçı ve istekli bir hırsla sarılan insanların varlığı beni onlarla birlikte olmaya itti. Başka birtakım yerlerden değerli arkadaşlar yazmam konusunda ricada bulundular. Hiçbirini kırmamaya çalışıyorum vakit bulabildikçe.. Ama bunlar haricinde de planlarım var elbette. Hayat gailesi içinde kaybolmamak, insanlıktan uzaklaşmamak adına gezegeni terk edene dek çabalamaya devam, felsefem budur.

Hiç adını sanını duymadığım ve hakkında fikir sahibi olmadığım genç rock sever kişilerin büyük kitap & müzik dükkanlarının ilgili köşelerinde hala kitaplarını görüyorum. Buraya kadar normal ama kitapların başlığı “rock müziğe tarihsel bakış”, “rock müzik felsefesi” gibi ciddi şeyler olunca bir duruyorum. Konuları değişir, bu tarz gurur verici kitaplar çıkarmak ciddi bir yazar yada adayının ileri yaş projesi olur kanımca. Bu hiçte kolay olmayan duruma yönelik gösterilen aceleciliğe nasıl bir anlam getirebiliriz?

Rock müziğe tarihsel bakış elbette iddialı ve içi boş olmaması gereken bir çaba gerektiriyor, kabul. Eğer bahsettiğin otorite gibi kronoloji arasına kesin yargılar serpiştirmekse bu hatalıdır. Ama örneğin, müziğin tarihsel gelişimi içinde, Deep Purple’ın 1968 nisanında Roundabout’tan Deep Purple’a evrildiğini yorumlamak ve ifade etmek için İngiltere’de yaşamış ve minimum 50’li yaşlarda olmak gerekmemeli kıt kanaatindeyim.

Nereye çeksen gidecek olan tayfa yerini hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, ona verileni bildiğini ileri süren tayfaya bıraktı. Biz buna yeni nesil diyoruz. Aralarında öğrenmeyi seven ve üzerine giden, “bilinç” nedir bilen tek tük adamlar çıkıyor ve ben bunlara seviniyorum. Bir tane grup gelmesin ama çevreme bakayım amaç birliği olsun tadında hayallere dalıyorum bazen. Yeni nesil müzik takipçilerinin bakış açısındaki dezavantajları ortadan kaldırma misyonu, birey dışındaki kişiler tarafından sizce adam akıllı yapılabiliyor mu?

Yapılamıyor. Bizler küçüktük bizden yaşça büyük insanlardan 60’lara, 70’lere özlemleri dinledik. Biz büyüdük, serpildik başladık bir önceki döneme olan özlemimizi dile getirmeye. Şimdilerde 20’li yaşlardakilerin dilinden 90’lar, 30’lu yaşlardakilerin dilindense 80’ler düşmüyor.. Oysaki o dönemi o an yaşarken insan şikayet etmiyor. Ama önden gelen daima ve giderek daha mekanik, insancıllıktan uzak ve sevgi yoksunu oluyor ki, bir öncekini hep özlüyoruz. Bir önceki 10 yılı özlemle anarken, iki öncekini başkasından dinlemekten sıkılıyoruz. Teknolojik gelişim, dijital platformlar, aradığına ve istediğine oturduğun yerden ulaşabilme lüksü, tüketim için dahi bir efor harcamak gerekmemesi muazzam tembelleşen bir topluma çanak tutuyor. Neredeyse çalışan her kişinin cebinde bir kaç maaş sonrasını ipotek altına almış ekstreleriyle kredi kartları, elden ele, cepten cebe, mailden wireless kulaklıklara birkaç tuşa dokunarak transfer edilebilen müzik ve görsel sanat eserleri, trafikte saatlerce aynı saatlerde aynı yönlere “gidemeyen” milyonlarca insan arasında birbirinin yüzüne boş gözlerle bakarken aklından doğa, sevgi, barış, aşk, ihtiras, üretmek, yaratmak, paylaşmak gibi son derece insani duygular geçemeyen bir insanlık... Biliyorum tablo çok karanlık ama gerçek bu. Bu ortamda gözlerini açmaya çalışıp kanalizasyondan burnunu yukarı çıkartarak nefes almaya, çığlık atmaya çalışan az sayıda insan.. 2010’da “Hey gidi 2000’ler ne güzel günlerdi..” şeklinde iç geçirmemek en büyük temennim.

Bende rock müzik piyasamızın hiçbir zaman olmadığını savunanlardan biriyim.. Sanırım “rock müzik piyasasına benzeyen piyasamız” demek çok daha doğru. Bizler ne yarattık? Neyi ilerlettik? Hangi icat ettiğimiz müzik tarzı yada türevi bir dönem çalındıktan sonra yerini ikinci bir nesle bıraktı? Bir şey patlıyor, seneler geçiyor, biz patlamış mısırı patlatıyoruz iyice kömür olsun diye.. Yenemeyecek hale gelince hiç kimse yemiyor, sonra şampanya, sonra sivilce, sonra balon, sonra sonra bulunuyor patlatılacak ama patlatılmış şeyler.. 4 senede bir efsane yaratıyoruz ama bir sonraki kuşak bundan bir haber. “Dinle, tüket, unut, sil” mantığının önüne neden geçemiyoruz?

çünkü aslında bunların yanıtı da önceki yanıtlarımda satır aralarında var. Teknoloji, kapitalizm, fırsatçı ve açgözlü sistemin boktan uygulayıcı ve yalakalarından kaynaklanan kültür ve insanlık erozyonunun giderek derinleşmesi ve kronikleşmesi. Cümleler uzun gibi görünse de daha bahsedemediğim, örnekleyemediğim pek çok öge var bizleri mekanikleştiren.. Kuşaklara birşeyler aktarabilmek, bilinçli insanların bir şeyler üretebilmesine ve üretebildiklerini yazılı, işitsel ya da görsel birikimlerini saklayabilmelerine ileriye taşıyabilmelerine bağlı.. Oysa ki bu kanallar çoktan tıkandı. Ne için yaşadığını unutmuş, unutturulmuş bir kitleye birşeyleri öğretmek, anlatmak giderek daha zorlaşıyor. Geleceğe dair ümitler azalıyor ama hala insanları burada, bu satırları, sizin sitenizi ve diğerlerini okurken görmek, Kramp, Objektif, Murat çelik, Bulutsuzluk özlemi, Renan Bilek vb.. dinlediklerini bilmek bir ışık yakıyor bünyelerde. Vecdi Yücalan’ın Aç parçasında da dediği gibi “Sevgili halkım gözünü aç!!!”

Müziği kulaklarıyla değil, paralarıyla tüketen ama bilişsel anlamda kayda değer ciddi şeyleri olmayan bir gördüğüne kanana ilk önce ne tavsiye edersiniz?

Benden bir uzak dursun, votka portakal filan koysunlar mümkünse (buzsuz olsun).. Bilinç hadisesinin illa da kuru kalablıkla yapılamayacağına kanaat getirdim ben yıllar içinde. Bu müziğe dair bir melodi, bir tını işittiğinde yüreğinde bir pırıltı, kıpırtı duymayan milyon insanla yol almaktansa, daha az sayıda ama içi, kafası ve yüreği boş olmayan yürekli insanlarla yol almayı herzaman tercih ettim ve ediyorum.

Avrupa ülkelerinde çoğu topluluğun kendi ülkeleri dışında kalan ülkelere defalarca gittiğini bilir normal kabul ederiz. Türkiye’ye dönüp bize gelenlere bakıyoruz ve bu örneğe ilk akla gelenler olarak Anathema, Katatonia ve Rotting Christ’ı rahatlıkla verebiliyoruz. Bunu sorguladığımızda “aaa evet, normal, bize de geliyorlar” demek biraz irdelemesi yapılmamış gibime geliyor çünkü bu gruplar ilk olarak “biz geliyoruz!” demediler ve defalarca gelmek isteyen yine onlar değildi. Sonra V.I.P. meselesi çıktı bilmem ne.. Farklı tarza sahip kel alaka grupların aynı konserde pekiştirilmelerine şahit olundu.. Türk organizatörleri hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

 Türk organizatörleri arasında çok fazla iyi niyetli olanlar var. Ama bu işi hiçbirimiz henüz öğrenemedik. Bizde organizasyonlara kaynak sağlamak için sponsor adaylarına türlü maymunluklar ve tavizler sunmak normal algılanabiliyor. “Sen yeter ki gel, biz ne istersen yaparız” mantığıyla açılan kapılardan ya sürekli aynı isimler giriyor ya da girecek gruplar, sahne seçimi, mekan, bilet fiyatları, içerdeki hizmet, ses sistemi ve benzeri faktörler olumsuz etkileniyor. Diğerlerinin yaptığıysa sponsora giderken “Kardeşim burada şu sayıda genç, dolu bir kitle ile biz ortalığın .... koyacağız. Var mısın yok musun? Sen yoksan raaaaaakibin X firması halihazırda bekliyor.” Dendiği anda adamın yüreğine tutku ve ateşi veriyorsun. Elbette burada önemli olan cesaret, profesyonellik ve akılcı hareket ve gönüllü katılımların payı büyük. Bu topraklar dışındaki festivallere, organizasyonlara bakıyoruz; tek bir tanesini buraya getirmemiz hayal dediğimiz gruplar aynı ülkeye yıl içinde 3 kez gidebiliyorlar. Ama bulundukları konserlerde 38 tane birbirinden sağlam grupta oluyor ve bilet fiyatları bizimkilerle kıyaslandığında inanılmaz komik rakamlar.. 3 gün 3 gece metal yapıp bir sürü sahne ile insanları pogoya ve headbang’e doyuruyorlar ve bunu da 3-10 paraya yapabiliyorlar. Ve bundan da onlarca insan para kazanıyor.. Durup düşünmenin zamanı geldi de geçiyor. Bizde halen bir şeyler fazlasıyla eksik ve yanlış.. Başka açıklaması olan varsa beri gelsin, dinleyelim.

Kuran kursu hocasının biri derse gelen kız öğrencisinin çantasında Marilyn Manson yaması görüyor ve gördüğünü Hz. İsa olarak yorumluyor. Bu gerçek bir olaydır.. çoğu büyüğün evlatlarına rock müzik dinleyicisi sıfatını yakıştıramaması hatta izin bile vermemesi yüzünden çoğu ufak dinleyici bu müziğe mıknatıs gibi yapışıyor. Uzun süre kaldırabilene ne ala diyeceğim ama meraktan gelen bu durumun kime ne faydası var size sormak istiyorum..

Kimseye bir faydası olmuyor zira bu tür dinleyicilerin çoğu bir süre sonra oynayacak yeni bir oyuncak, giyecek daha renkli bir kıyafet ya da takınacak daha “asi” bir tavır buluyorlar.. Sırf birilerine inat olsun, ya da diğeri istemedi diye bu müziğe ya da benzer türlere kaymalar yaşanıyorsa bunun altyapısının sağlam kurulduğunu söylemek iyimserlik olacaktır. Elbette bizde küçükken bir şeyleri reddediyorduk, kafamızın bastığı kadar karşı duruyorduk ama bunu sürdürebilmek, bir yaşam felsefesi platformuna oturtabilmek zaman, efor ve bir parça da zeka pırıltısı gerektiriyor. Aksi taktirde hiçbirimizin kişiliğini yansıtan kararları bizzat kendimizin alabilmesi mümkün olmayan andonlar gibi bir yaşantıya sahip olmamız kaçınılmaz olurdu.

Cinsel açlığını doyurmak için “seks rock/metal bar” ları da tüketen emici ci-cu’lara ne buyurursunuz?

Böyle gençleri bir Deicide konserinde en ön saflarda görmeyi arzular deli gönül. Hatta bu gençleri şöyle bir daire içine alıp; False olsun, Catafalque olsun, Soul Sacrifice olsun etine ve ruhuna dolgun kardeşlerimizle bir pogo seremonisiyle arındırmak, silkeleyip kendilerine getirmek boynumuzun borcudur.

Hayatı boyunca rock müzikle alakası olmadan - müzik konusunda ona ne sunulduysa alan - ölüp giden biri için ne söyleyebilirsiniz?

Benim bir şey söylemem manasız; Chuck Billy , Eric Peterson ve Alex Skolnick söylemişler zaten ”Practice What You Preach”…

Bana öyle isimler verin ki mümkünse müziğinden hiçbir zaman bıkmadığınız, her yaş diliminde dinlediğiniz, sizde özel anıları olan, tavsiye etmekten gurur duyacağınız isimler olsun.

Pena’da çaldığım her grup ve müzisyen kendi arşivimden olduğu için samimiyetle hepsini severek dinliyorum. Necrophagist’ten Creedence Clearwater Revival’a geniş bir yelpaze dinliyorum ama yine de seni kırmamak adına bir Pena özdeyişi paylaşayım yeri gelmişken; “Ben programa program demem programda Amorphis çalmayınca…”

Yakın zamana kadar “nasıl Rock ‘N Coke’a çıkar bu adam yahu!?” dediğimiz, Anadolu Rock Müziği'nin sol görüşüyle bilinen yaşayan efsanesi Erkin Koray’ın bunamış olarak adlandırılan gidişatı üzerine ne diyorsunuz? Erkekte uzun saç, elektro gitar, uzun topuk, rock müzik gibi şeyleri ondan görüp anlamayan halkımız sağ partiye neden oy verdiğini de merak etmemeliymiş ve zamanla anlaşılacakmış.. Kendisinin bu cümlelerinden çıkardığınız bir şeyler var mı?

Sadece kolalı organizasyonlar değil, çok daha enteresan işlere de imza attı Erkin Koray son dönemde. İnsanları oy verdikleri partilere göre değerlendirmek, Rock müzik felsefesi perspektifinden bakıdığında hadisenin özüne ters. Ama neticede Erkin Koray için bugün itibarıyla şu tanımlamayı kullanabiliriz zannediyorum; Erkin Koray “geçmişte” çok önemli işler yapmış, saygı duyulacak “Eski bir” Rock müzisyeni, bestecisi ve yorumcusudur. Sanıyorum neden böyle bir ifade kullandığımı da Erkin Koray merak etmemeli, kendisi bunu zamanla anlayacaktır diye düşünüyorum..

Rock Vault için fikirlerinizi öğrenebilir miyiz?

Sorular lezizdi, tadından yenmedi, ellerinize ve yüreğinize sağlık öncelikle. Seni yıllardır tanıyorum zaten özgür, Pena vasıtasıyla ve Rock Vault üzerinde önemli etki ve katkın olduğun belli. Layıkıyla kaliteli ve ayakları yere basan işler çıkartıyorsunuz. Vazgeçmeyin.

Özgür Özçınar